top of page

Solunum Aktüel/ 2024 Röportaj

  • Yazarın fotoğrafı: Filiz Koşar
    Filiz Koşar
  • 24 Tem 2024
  • 10 dakikada okunur


FİLİZ KOŞAR: 

TÜSAD’ın her kademesinde görev almak bir onurdur

 

 

Çocuk hastalıkları hekimi olmak hayaliyle başlayan meslek yaşamını göğüs hastalıkları uzmanlığını seçerek devam ettiren Prof. Dr. Filiz Koşar ya da en çok bilinen unvanıyla “Filiz Hoca” kariyerinde yeni bir döneme başladı. Alanında büyük bir deneyime sahip olan Koşar’ın hayatında iki önemli kurum var. Bunlardan biri “okul” olarak tanımladığı, Türkiye’nin ve İstanbul’un en önemli ihtisas hastaneleri arasında yer alan Yedikule Göğüs Hastalıkları Hastanesi, diğeri de üyelikten başkanlığa pek çok kademesinde yer aldığı TÜSAD. Hekimliğe yeni başlayan meslektaşlarına “Akademik ortamda çalışmak veya akademik hayatı seçmeyip sadece iyi bir doktor olmak şeklinde bir yol haritası çizmelerini” öneren Koşar ile 40 yıllık hekimlik serüvenine sığdırdıklarını konuştuk.





 

>> Röportaj: Ezgi Aktaş



  • Öncelikle okurlarımıza, hekimlik kariyeriniz hakkında bilgi verir misiniz? Kısa bir süre önce Yedikule Göğüs Hastalıkları Hastanesi’nden emekli oldunuz; çalışmalarınızı farklı bir kurumda yürütmeye başladınız. Hekimliğe gönül vermiş biri olarak meslek hayatınıza nasıl başlamıştınız? Asistanlıktan profesörlüğe giden süreci kısaca anlatır mısınız?

 

1985 yılında İstanbul Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra o dönemde iki yıl olan zorunlu hizmetim için eş durumu nedeniyle tayin yaptırdım ve Van’ın Başkale ilçesine gittim. Eşim orada askerliğini asteğmen olarak yaparken, ben de sağlık ocağında çalıştım. Bu süreç benim için hem sosyal hem de mesleksel anlamda oldukça zor ama bir o kadar da verimliydi. Hayata ve ülkeme dair daha sonra kazanmamın çok zor, hatta imkânsız olduğu bazı gerçekleri ve tecrübeleri edinmeme vesile oldu. Mecburi hizmet bitiminde o dönemde bir ilk olan, merkezi olarak yapılan ve halen de adı değişmemiş olan TUS sınavında Yedikule Göğüs Hastalıkları Hastanesi’nde göğüs hastalıkları uzmanlık eğitimime başladım. 1992 yılında uzmanlık eğitimimi bitirdim ve yine aynı hastanede başasistan kadrosuna atandım. 1998 yılında hem Doçent oldum, hem de o yıl yine bir ilk ve tek seferlik yapılan Sağlık Bakanlığı’nın üç aşamalı yabancı dil, teorik sınav ve jüri sözlü aşamalarını kapsayan şef ve şef yardımcılığı sınavını vererek şef yardımcısı olarak atandım. 2000 yılında şef ve şef yardımcılığı sınavları zamanın Sağlık Bakanı tarafından kaldırıldı ve doçent ve profesör kariyeri olanlar doğrudan atama ile bu kadrolara alınabilir kararı çıktı. Bu kararla klinik şefi olarak yine aynı hastanede görevime devam ettim. Doçentlikten profesörlüğe geçiş süreci ise Sağlık Bakanlığı Eğitim ve Araştırma Hastanelerinde çalışan hocalar için zor, hatta belki de bulunduğunuz eğitim hastanesinde kalırsanız imkânsız olan bir süreçti. Ben de Yedikule Göğüs Hastalıkları Hastanesi kadrosunda 17 yıl Doçent ve Klinik Şefi olarak çalıştım. 2015 yılında Sağlık Bakanlığı afiliyasyonu ve iş birliği çerçevesinde Sağlık Bilimleri Üniversitesi kuruldu ve bizler gibi hocalar için kariyerimizde yükselme şansı ortaya çıktı. 2017 yılında Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yedikule Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim Araştırma Hastanesi kadrosuna Profesör olarak atandım. 37 yıl burada çalıştıktan sonra 2024 yılı şubat ayında emekli olup, bir özel hastanede mesleğime devam etme kararı aldım. 

 

YEDİKULELİ OLMAKLA GURUR DUYUYORUM           


  • Yedikule Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde çok uzun yıllar çalıştınız. Yedikule’nin sizin için özel bir yeri olduğunu biliyoruz. Bunu okurlarımızla da paylaşır mısınız?

 

Yedikule Göğüs Hastalıkları Hastanesi’nde 37 yıl asistanlıktan profesörlüğe kadar her kademede çalıştım. Hem meslek yaşantımda hem de özel hayatımda buranın önemi ve değerini kelimelerle ifade etmem olanaksız aslında. İlk başladığım yıllarda ben 25 yaşında bebek bekleyen genç bir hanım, Yedikule ise sanatoryum işlevinden eğitim ve bilim üretmek gayretlerinin ve tohumlarının ilk atılmaya başlama dönemlerini yaşayan küçük bir dal hastanesiydi. Yıllar içinde hastanem, hocalarım, çalışma arkadaşlarımla sinerji ve rekabetin saygı ve sevgi ile yoğurulduğu bir aile ortamında hep birlikte büyüdük, geliştik. Birbirimize ve hastanemize artı değerler katarak bulunduğumuz noktalara geldik. Örneğin şu anda asistanlarımızın ilk yıllarından başlayarak öğrendikleri ve yaptıkları bronkoskopik işlemler, bizim eğitimimizin başında, asistanlığımın ilk yıllarında ancak bu konuda deneyimli birkaç hocanın yapabildiği işlemlerdi. Oysa şimdi Yedikule’de bronkoskopik işlemlerin her türlüsü hem tanı hem tedavi anlamında dünya standartlarında yapılıyor. Bunlar akademik çalışmalarla kanıtlanmakta ve uluslararası meslek örgütlerinin kongrelerinde sunulmakta. Bu hastaneden yetişenler olarak bu meslek örgütlerinin çeşitli kademelerinde görev almaktayız. Kendimden bir örnek vermem gerekirse, yoğun bakım kavramı, ünitesi ve uygulamaları ilk yıllarımızda ismi dahi geçmeyen konularken, doçentliğimin ilk yılında bu konuda deneyimli bir merkeze bizzat gidip orada gözlemci olarak üç ay kaldıktan sonra dönüşte önce birinci düzey, sonra ikinci düzey ve sonunda üçüncü düzey yoğun bakımı kurduk. Şimdi 20 civarında yatağı olan üçüncü düzey bir yoğun bakım ünitesini hem bizim yetiştirdiğimiz hem de yoğun bakım yan dal uzmanı olup hastanemize gelen arkadaşlar devam ettiriyorlar. Bu örnekler sadece birkaçı. Göğüs hastalıkları ve onun alt disiplinini oluşturan her alanda bugün artık donanımlı bir hastane olduk ve bunu yıllar içinde bu kurumsal hafıza, birliktelik, dayanışma ve iş birliği ile başardık. Asistanlığa ilk başladığım yıllara geri dönüp düşündüğüm zaman, akademik anlamda bana kattığı teorik ve pratik bilgi birikiminin yanında, belki de bir özel dal hastanesi olarak çalışma ayrıcalığının getirdiği, dostluk, saygı, sevgi, iş birliği, dayanışma, seviyeli rekabet, Yedikuleli olma ruhu ve bunun ayrıcalığını hissetme gibi değerleri bir başka kurumda kazanabilir miydim, bundan emin değilim, bilmiyorum. Şimdi emekli olsam da hastanem benim için çok değerli bir okul, bir akademi, dünyada göğüs hastalıkları alanında kendini akademik ve pratik anlamda kanıtlamış bir marka ve köklü bir aile. Yedikuleli olmakla ve bunu ifade etmekle onur ve gurur duyuyorum.    


  • Çok uzun yıllardır bu meslektesiniz. Hekim olmak sizin için neyi ifade ediyor, ne anlama geliyor?

 

2025 yılında meslekte 40 yılımı dolduracağım. Hekimlik mesleğini isteyerek ve bilerek seçtim. Seçerken önümde, ailemde canlı bir hekim örneği olduğunu söyleyemem. 40 yıl önceki şartlar ve koşulları hatırlamaya çalışıp bu mesleği neden seçtim diye şimdi düşündüğümde, saygınlığının beni etkilemiş olabileceğini düşünüyorum. Ancak eğitimimi tamamlama sürecinde, fakülte yıllarında farkına vardığım, anladığım, öğrendiğim ve tüm hekimlik hayatım boyunca en önde tuttuğum kurallardan biri, mesleğimi icra ederken hata yapma gibi bir lüksümün olmadığıydı. Biz hekimlerin mesleğimizi icra ederken hata yapma, erteleme, boş verme, göz ardı etme gibi aslında belki de normal hayatta doğal sayılabilen bazı davranışlara çok hakkımız olmadığını düşünüyorum. Karşınızdaki kişi size en değerli varlığı olan sağlığını ve canını emanet ediyor, size güveniyor ve sorununu çözme konusunda yardım istiyor. Nasıl ki hepimiz için hayatta en değerli varlıklarımız tartışılmaz ise, bize hasta olarak başvuranların da başkalarının en değerli varlığı olduğunu asla unutmamamız gerekir.  Bu süreçte bir doktor olarak görevimi yaparken mottom şu oldu: Her zaman sahip olduğum ve olmam gereken mesleki bilgi ve donanımımı, kapasitemin mümkün kıldığı maksimum seviyede tutarak, hastam ile arama maddi kaygıların girmesine asla izin vermeden, hata yaptığımda telafisinin çoğunlukla mümkün olmayacağını asla unutmadan, elimden gelen ve yapabileceğimin en mükemmelini ifa etmek. 

 

Bence çok önemli bir başka konu da, hekimlik alanındaki bilgi ve teknolojilerin ayak uydurulması gerçekten oldukça zor şekilde ve hızla değiştiği ve evrildiğidir. Bu nedenle bugün doğru olarak bildiğimiz bir yöntem veya bilgi, belki birkaç yıl sonra eksik veya yanlış kabul edilebilir. Bu nedenle eğer gerçek bir hekim iseniz, kendinizi güncellemek zorundasınız. Bunu yapmaya bir şekilde engel bir durum var ise o zaman mesleğinizi devem ettirip ettirmeme konusunu birkaç kez düşünmeniz gerekir.  

 

EKMEKÇİOĞLU VE ÇIKRIKÇIOĞLU’NU MİNNETLE ANIYORUM

  • Mesleğinizde geçirdiğiniz ilk yıllara dönersek, göğüs hastalıkları uzmanlığını seçme kararını nasıl aldığınızı anlatabilir misiniz?

 

Doğrusunu isterseniz, fakülte yıllarında, okul bittiği zaman ve mecburi hizmet esnasında kafamda tasarladığım uzmanlık eğitimi göğüs hastalıkları değildi. Ben bir çocuk hastalıkları uzmanı olmak istiyordum. Mezun olduğumuz zaman her dalda, her fakülte kendi sınavını kendisi yapardı. Bir de yılda iki kez yapılan devlet hastaneleri ihtisas sınavı vardı ve ilk yıl hiçbir uzmanlık sınavına girme hakkınız yoktu. Ben birkaç kez Van’da mecburi hizmet yaparken, bitirdiğim okul olan İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Hastalıkları Ana Bilim Dalı’nın yaptığı sınavlara girdim. Ama alınacak asistan sayısı başvuru sayısına göre hem çok fazlaydı hem de daha önce mezun olup kürsüde aylarca volanter, yani ücretsiz asistan gibi çalışan ve girmek için sıra bekleyen o kadar çok kişi vardı ki, bu amacıma ulaşamadım. Bu arada TUS ortaya çıktı. ÖSYM’nin yaptığı ilk TUS sınavı ile yaptığım tercihler doğrultusunda Yedikule’de ihtisasa başladım. Bu tercih sıralamasında göğüs hastalıkları tercihimde bu alanın dahili bir branş olması, dahiliyenin bir üst ihtisası gibi algılamış olmamın etkisi oldu diye düşünüyorum. Açıkçası bu uzmanlık dalını çocuk sağlığı ve hastalıkları kadar iyi irdeleyerek seçtiğimi düşünmüyorum. Ancak başladıktan sonra hastanemi ve hocalarımı sevdim, uzmanlık dalım ile beklentilerim örtüştü ve devam ettim. Burada bana bu dalı sevdiren, birlikte çalışmaktan onur duyduğum rahmetli Adnan Ekmekçioğlu hocamı anmadan ve hocaların hocası Uzm. Dr. Sadettin Çıkrıkçıoğlu ağabeyim ve hocama minnet duygularımı ifade etmeden geçmek istemiyorum. 


BİR YOL HARİTASI ÇİZİP MESLEKTE İLERLEMEK GEREKİR


  • Yıllarını mesleğe adamış bir hekim ve akademisyen olarak genç meslektaşlarınıza tavsiyeleriniz var mı?

 

İyi bir hekim ve iyi bir akademisyen olmak, hatta iyi bir eğitmen olmak kesişen noktaları olsa da bence farklı özellikler. Çok iyi bir hekim olabilirsiniz, ama bu her zaman iyi bir akademisyen ve iyi bir eğitici hoca olacağınız ya da olmanız gerektiği anlamına gelmez. Eğer bu etiketleri taşımıyor ya da taşımayı hedeflemiyorsanız her zaman olmak zorunda da değilsiniz aslında. Ancak daha önce de anlattığım gibi, hekimlik alanında mesleğinizi icra ediyorsanız size emanet edilen sağlığı önceliklerinizin en üstüne koymak suretiyle çoğu zaman sosyal hayatınızdan, tatillerinizde, eğlencenizden ve hatta bazen ailenizden dahi fedakârlık ederek devam etmek zorundasınız. Eğer bunları yapmak sizin için zor, hatta imkânsızsa o zaman “mış gibi yapmak” yerine daha farklı ve kendinize uyacak mantıklı çözüm yolları oluşturmak zorundasınız diye düşünüyorum. 

 

Uzmanlık eğitimi yapmaya başladıktan bir süre sonra, kendinizi ve dalınızı daha iyi özümseyerek hakkıyla yapabileceğinize kanaat getirdiyseniz, o zaman ileriki meslek hayatınızı planlamak gerekir. Akademik ortamda çalışmak veya akademik hayattan uzak sadece iyi bir doktor olmak şeklinde bir yol haritası çizmek, bunu düşünmek ve buna göre hareket etmek önemlidir. “Kervan yolda düzülür” misali şu uzmanlığımı bir bitireyim de sonra düşünürüm tarzında bir yaklaşımın çok doğru ve uygun olmadığını düşünüyorum. Hatta uzmanlık eğitiminin ikinci yarısında yan dal eğitimi yapıp yapmama konusunda bir fikir oluşturmak da bence çok yerinde olur. 


  • Mesleğe başladığınız yıllar ile günümüzü karşılaştırırsanız, gözlemleriniz nelerdir? Olumlu ya da olumsuz ne gibi farklılıklar gözlemliyorsunuz?



 

Mesleğe başladığım ilk yıllarda hekimlik saygınlığının tüm meslekler içinde en üst seviyede olduğunu hatırlıyorum ve bunu bizzat yaşadım. Hasta-hekim ilişkileri, hekim-hekim ilişkileri ve hekimlerin diğer meslek gruplarıyla olan ilişkilerinde her zaman hekimlik özel bir yere sahipti. Oysa geldiğimiz noktada çok üzülerek ifade etmem gerekir ki, bugün bu saygınlığın önemli ölçüde yitirildiğini düşünüyorum. Bunun en önemli sebebinin de ülkemizde uygulanan sağlık politikalarının sonucu olduğunu belirteyim. Ancak bu tablonun oluşmasında hekimlerin de epeyce sorumluluğu var.

 

Peki, hiç mi olumlu giden bir şeyler yok diye sorarsanız, yaşadığımız dünyada pek çok alanda olduğu gibi bilgi ve bilgiye ulaşma konusunda eskiye oranla hayal bile edilemeyecek kadar zengin imkânlar içindeyiz. Bir tez literatürü bulmak için kütüphanede önce kalın kalın indeksleri tarayıp, raflarda dergi aradığımız günlerden, elimizdeki akıllı telefonlarla anında istediğimiz literatür ve dergilere ulaştığımız bir çağa geldik. Hekimler olarak yapmamız gereken, hedeflerimizi önceden belirleyerek doğru zamanda, doğru bilgileri, doğru kaynaktan elde edip, düzgün bir zaman yönetimi ile ortaya insanlık ve bilim için katkı sağlayan eserler çıkarmak olacaktır. 

 

YENİDEN YAPILANMA TÜSAD MUCİZESİNİN KIVILCIMI OLDU

  • TÜSAD’da başkan ve farklı kademelerde yönetici olarak görev aldınız, derneğin gelişimine, yaşadığı zorluklara ve başarılarına tanıklık ettiniz. TÜSAD’ın sizin için önemini anlatır mısınız? 



 

TÜSAD benim için Yedikule gibi ikinci bir okul oldu. Doğrusunu isterseniz, asistanlığımda hocalarımızın, abla ve abilerimizin önderliğinde bir üye olarak kaydolduğum bu köklü kuruluşta bir gün gelip de başkan olarak görev alacağımı ne hedeflemiştim ne de tahmin etmiştim. TÜSAD'ı uzmanlık eğitimim esnasında katıldığım kongreleri, bilimsel yayın hazırlayıp sunduğumuz dergisi, kongre dışı toplantı ve kursları ile eğitimimize önemli katkılar sağlayan bir uzmanlık derneği olarak algılamıştım. 1970 yılında Prof. Dr. Meliha Terzioğlu tarafından kurulmuş olan,  göğüs hastalıkları alanının en eski ve en köklü derneği olan TÜSAD, hepimiz ve bütün duayen hocalarımız için akademik çalışmaların paylaşıldığı,  yayınlayıp sunulduğu bir kurumdur. 

Ancak 1992 yılında Türk Toraks Derneği’nin kurulmasından sonra çeşitli nedenlerle TÜSAD’ın aktiviteleri ve camia ile olan iletişiminde sıkıntılı bir süreç yaşanmaktayken, o zamanın TÜSAD yönetimi bence çok yerinde bir kararla Merkez Yönetim Kurulu’nun yapılanmasını yeniden ele aldı. Türkiye çapında daha kapsayıcı olmasını hedefleyerek hem sayıca arttırdı hem bölgesel olarak zenginleştirdi. Genç, dinamik ve çalışmaya arzulu kişiler yönetim kuruluna alındı. Dernek sadece bir grup, bir ana bilim dalı ve bir bölgenin değil, tüm Türkiye’nin derneği olma yolunda kurumsal bir kimlik kazandı. İşte bu manevra bence TÜSAD’ın yoğun bakımdan çıkıp tekrar canlanması, büyümesi, daha da güçlenmesinin, bir bakıma TÜSAD mucizesinin kıvılcımı oldu. Bu dönemde Prof. Dr. Mustafa Yaman hocamızın başkanlığında ve onunla birlikte bütün bu kritik aşamalarda özveri ile çalışan Prof. Dr. Can Öztürk, Prof. Dr. Mecit Süerdem, Prof. Dr. Mustafa Özhan, Prof. Dr. Ülkü Yılmaz gibi değerli hocalarla birlikte Merkez Yönetim Kurulu’nu oluşturduk. 2005 ve sonrasında hep birlikte, çoğu zaman özel hayatımızdan, aile hayatımızdan hatta bazen akademik hayatımızdan ciddi anlamda zamanlar çalarak, feda ederek, gece gündüz, hafta içi hafta sonu demeden çalıştık. Bir süre ara verilmiş olan yıllık ulusal kongre formatına yeniden başladık. Düzenli olarak gerçekleştirdiğimiz kongrelerimiz, her geçen yıl bir öncekinden daha fazla katılımla, daha fazla coşku, daha zengin içerikle katılımcılarla buluştu ve buluşmaya devam ediyor. Üye sayımız ve kapsayıcılığımız katlanarak arttı ve bugün geldiğimiz noktada TÜSAD, 6 bine yakın üyesi, Türkiye’nin her bölgesinde yer alan kapsayıcı faaliyetleri, yönetim organları ve yapılanması, hem uzmanlık alanımızda hem de halkın solunum sağlığı alanındaki faaliyetleri ile göğüs hastalıklarının en eski, en köklü, en güçlü uzmanlık derneği ve sivil toplum kuruluşudur. Bu kuruluşun organlarında başkanlık dâhil her kademede görev almış olmak benim akademik ve mesleki hayatımda en çok gurur ve onur duyduğum aşamalardan biridir. 



SORUNLAR BİÇİM DEĞİŞTİREREK BUGÜN DE SÜRÜYOR

 

  • Uzun yıllar devam eden meslek hayatınızda hatırınızda kalan ilginç bir anıyı okurlarımızla paylaşır mısınız?

 

Mesleğimde geçen uzun yıllar içinde tabii ki pek çok ilginç olay yaşadım, birini paylaşayım. Asistanlığımın son yılıydı, asistan olarak oldukça kıdemliydim ve bir pazartesi nöbetinin ilk saatleriydi. Acile hasta geldi haberini alır almaz, yanımda dâhiliye rotasyoneri olan bir asistan arkadaşımla birlikte acile geldim. Hijyen açısından oldukça kötü, orta yaşlarda solunum sıkıntısı olan bir hasta, yanında onunla hiç de bağdaşmayacak kadar düzgün giyimli 3-4 kişi tarafından getirilmişti. Anamnez aldım, hastayı muayene ettim, yanımdaki rotasyoner arkadaşım dâhiliye asistanı olduğu için onunla da fikir alışverişinde bulundu. Hatta yanındakilerle hastanın bir akrabalık ilişkisi olabileceğini muhtemelen mantığım kabul etmemişti ki, bu hasta ile sizin yakınlığınız nedir diye oldukça ayrıntılı sorduğumu hatırlıyorum. Sorumun cevabı oturdukları apartmanın müştemilatında yaşayan bir kimsesiz vatandaş şeklinde idi. O zamanlarda Yedikule’ye böyle kimsesiz ve evsiz hastalar çok gelirdi, sıklıkla tüberküloz birlikteliği olması nedeniyle. Anamnez, fizik muayene ve değerlendirmelerim sonucunda hastanın kalp yetmezliği olduğuna karar verdim. Bir göğüs hastalıkları hastanesinde çalışıyor olmam nedeniyle kardiak tedavinin yapılabileceği en yakın hastaneye sevk etmek için ayrıntılı muayene, gözlem ve sevk notu yazmak için masaya oturdum. O anda karşımda duran hastanın çevresindeki şahısların çantalarındaki gizli kameralar ortaya çıktı. Bana ekibin şu anda da hepimizin çok iyi bildiği, tanıdığı meşhur bir habercinin televizyon programı için geldiklerini ve beni, hastayı ve hastaneyi gizli kamera ile çektiklerini ifade ettiler. Ortaya konmak istenen esas haber konusu ise şuydu: Şimdi yaşadıklarımıza benzer bir şekilde o zaman Türkiye’nin doğu illerine bir peşmerge göçü yaşanmıştı. Bu göç nedeniyle doğu illerinde bir seri sahra hastanesi kurulmuş, batıdan oralara geçici görevle sağlık personeli yollanmıştı. Hatta bizim hastaneden de üç doktor arkadaşımız Van ve Hakkâri’ye yollanmıştı. Bana “Yaşadığımız ülkenin batısında bile bu kadar zavallı birçok hasta varken, yabancı göçüne verilen bu hizmet ve ihtimam niye” diye sordular.  Benden bir hastanenin acil servisinde çalışan bir asistan olarak bu soruyu cevaplamam ve bu konuda görüş bildirmem isteniyordu. Bu soruyu ben mi cevaplamalıydım, soruyu sormanın ve altta yatan problemi dile getirmenin yolu bu mu olmalıydı?  Şimdi geriye dönüp düşündüğümde aslında sorunlar biçim değiştirerek sürüyor. Sağlık personeline yapılan saçma ve haksız davranışlar da başka şekillerde ve dozu artarak devam ediyor. Bir devlet memuru olarak onlara sorularına cevap veremeyeceğimi ve vermek istemediğimi ifade ettim, hızlıca hastanenin en yetkili kişisine, başhekimine ulaştım onun emriyle hastayı hastanenin en güzel odasına yatırdık. Medya temsilcileri hasta yatar yatmaz ortadan kayboldular, hasta ertesi gün vizitte hocamızın emri ve epikriz ile kardiyolojiye yollandı. Program da iki gün sonra yayınlandı. 


EJP ERİŞİMİ ÇOK KOLAY BİR BİLİMSEL YAYIN

  • TÜSAD’ın bilimsel yayını "Eurasian Journal of Pulmonology’nin editörü olarak dergiye büyük emeğiniz var. Bu yayına makale göndermek isteyen hekimlere tavsiyeleriniz var mı?

 

EJP, TÜSAD’ın yılda 3 defa düzenli olarak yayınlanan hakemli akademik yayın organı ve ben de yaklaşık 5 yıldır Deniz Köksal Hoca ile birlikte eş editörlüğünü yapıyorum. Dergimiz DOAJ, Emerging Sources Citation Index, Web of Science, Gale Cengage, Research4life, Hinari, OUCI, SCILIT indekslerinde yer almaktadır. Yeni yayınlanan Mart 2024 doçentlik kriterlerinde karşılanması zorunlu olan uluslararası makale kapsamındaki dergilerden alınabilen puanlar içinde Q 4 kapsamındaki bir dergi kadar puan (10 puan) alınabilmektedir. Açık erişim bir dergidir, editör kurulu ve yayıncı kuruluş ile çok kolay ve hızlı temasa geçerek bize yazılarını yollayabilirler. Değerlendirme sürecimizi mümkün olduğunca hızlı tutmaya çalışıyoruz. Yazarlar, yazı kabul aldıktan hemen sonra çok kısa bir sürede dergi web sitesinde yazılarına “ahead of print “formatında ulaşabilirler. 

 


 
 
 

Yorumlar


bottom of page